Over 10 years we help companies reach their financial and branding goals. Maxbizz is a values-driven consulting agency dedicated.

Gallery

Contact

+1-800-456-478-23

411 University St, Seattle

maxbizz@mail.com

Bugün sevgililer günü, 

Ben Sevgililer gününe inanmıyorum ama SEVGİ’ye inanıyorum. 

Gerçek sevginin en çok ihtiyacımız olan şey olduğuna inanıyorum. 

Bazı insanlar kalbinde kocaman bir sevgi ile doğuyor, etrafına bu sevgiyi vermek ve almak istiyor, bazılarının kalbinde bu kadar kocaman sevgi olamıyor, zaman içerisinde sevginin kalbinde yer bulmasını öğreniyor, onu kalbinde tutmanın yollarını öğreniyor. 

Liderler ile çalışıyorum, onlar ile bazen koçluk çalışmalarında , bazen eğitimlerde bazen de çalıştaylarda bir araya geliyoruz. Çalıştığımız konu ne olursa olsun bir şekilde konu iletişime, Sevgi’ye, anlayışa saygıya geliyor. 

Sevginin her ortamda, her ilişkide vücut bulduğunu bulması gerektiğini düşünüyorum. Organizasyon cephesinden baktığımda, organizasyonlarda Sevgi’ye ne kadar yer veriyoruz, vermeli miyiz ? sorusuna cevap arıyorum. 

Kimsenin birbirini sevmesine ihtiyaç yok, birlikte çalışsınlar yeter” Bayılıyorum bu cümleyi duyduğumda, acaba sevgiye nasıl bir anlam yüklüyoruz, neden sevgiyi bu kadar yok sayıyoruz. Çok şükür yeni liderlik yaklaşımları ile yeni nesillerin ihtiyaçları ile organizasyonlarda ki bu söylemlerde azalıyor. 

Organizasyonlarda, çalışanlar kendileri için en mükemmel liderin kim olduğunu tanımlarken, empati duyan, anlayış gösteren ve geliştiren olarak sıralıyorlar, en azından ilk sıralarda bu 3’ü yer alıyor. 

Çünkü liderler ; 

  • İletişimin dilini değiştirirler : konuşma dillerinde “Ben” yerine “Biz” tercih ederler. Diğerlerinin de gelişimini ve ihtiyaçlarını önemsedikleri için. Liderlerin dili bu yönde değişince ekibinde “Biz” yönünde değişecektir. 
  • İşbirliği kültürünü yaratmak için çalışırlar: herkesin işe dahil olmasını, işbirliğine katkı yapmasını önemser. Aksiyonların belirlenmesinde, karar süreçlerinde herkesin katkısının olmasını ister 
  • Dinlerken anlayış ve şefkat gösterir: çalışanları dinlemek için ne kadar vakit ayırdığı önemlidir, çoğu zamanını çalışanların yanında onları dinlerken yada iletişim halinde geçirir. Çalışanın fikirlerini alır, önerilerini dinler, anlık geribildirimler verir ve alır. 
  • Pozitifliği yansıtır : diğerlerine gücü vermesi, delege etmesi, onları motive etmesi, ekibini geliştirmesi açısından son derece önemlidir. Diğerlerinin güçlü yönlerini görür ve takdir eder, gelişmeleri yönünde onları destekler. 

Liderlerin bulundukları ortamda ki SEVGİ’yi arttırmasından neyi kastediyorum? Tabi ki herkes birbirini sevsin burada birbirimizi koruyalım, kollayalım anlamında belirtmiyorum bunu. 

Ancak bir çatı altında yaşayan her insanın kendisini GÜVEN’de hissetmek istiyor. 

Bu güven ihtiyacının altında, yeterince anlaşılıyor muyum? Kabul ediliyor muyum? Dinleniyor muyum? Seviliyor muyum

Düşündüklerimi açıkça paylaşsam bile kabul görecek miyim? eşdüzeyime, bana bağlı çalışana, üstümdeki yöneticime açıkça geribildirim verdiğimde kabul görecek miyim, yoksa bu geribildirim benim başıma dert mi olacak? 

Konu ile ilgili ekibimi, organizasyonda ki diğer insanları ne kadar zorlayabilirim, işlerin daha iyi olması için onları zorladığımda “challenge ettiğimde” nasıl tepkiler alacağım ? Birlikte daha iyisini bulmak için bir şeyler yapacak mıyız? Yoksa aramızdaki iletişim sekteye mi uğrayacak? 

Çalıştığım ekip içinde ne kadar kendi ihtiyaçlarımı aktarabiliyorum, ne kadar başkalarının ihtiyaçlarını duyabiliyorum, onların duygularını anlamaya çalışıyorum ? 

Bu soruların cevabını öncelikle liderlerin vermesi gerekir, liderler bu sorulara olumlu yanıt veremiyorlarsa bu ortamı değiştirmek için o ortamda ki SEVGİ seviyesini arttırmaları gerekiyor.

SEVGİ = Güven, Anlayış, Şefkat, Destek ….. 

Marshall Rosenberg, Non Violent Communication’dan bahsediyor. Müthiş bir inançla anlatıyor ve ŞEFKAT ile açılmayacak kapının olmadığını anlatıyor. 

Bizi doğamızdaki şefkatten koparan, şiddet ve sömürü odaklı davranışlara yönelten nedir? Ve bunun tersine, bazı insanların en zor şartlar altında bile doğalarındaki şefkate bağlı kalmalarını sağlayan nedir? Bu iki soruyu hayatının odağına alan Marshall Rosenberg’in “Nonviolent Communication / Şiddetsiz İletişim” kitabını şiddetle tavsiye ederim.

Kitap da yer alan başlıklar oldukça dikkat çekici;

Gönülden vermek, şefkati engelleyen iletişim, değerlendirmeden gözlemlemek, duyguları fark ve ifade etmek, duygularımızın sorumluluğunu üstlenmek, empatiyi anlamak, empatinin gücü, şefkatle bağlanmak, öfkeyi tam olarak ifade etmek, gücün koruyucu amaçla kullanılması, kendimizi özgürleştirmek ve başkalarını desteklemek, şiddetsiz iletişimde takdiri ifade etmek…

Şiddetsiz iletişimin dört öğesi var. Bunlar: gözlem, duygu, ihtiyaçlar ve istek/rica. Şiddetsiz iletişime ilişkin yöntem ve teknikleri yaşamımızın içine almak zaman, odak ve gayret gerektiriyor. Ve sonuçları ise deneyimlemeye değer. Hayata geçirmek için 3 şey gerekli pratik pratik pratik

Organizasyonlarda daha çok anlayışa, daha çok şefkate ve daha çok kabul etmeye ihtiyacımız var ve burada liderlere düşen sorumluluk çok büyük. 

Sevgi ve Şefkatin güveni arttırmanın temeli olduğuna ve güvenin olduğu ortamlarda da her türlü sorunun çözüldüğüne inanıyorum. 

14 Şubat Sevgi ve Şefkat gününüz kutlu olsun.

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.