Over 10 years we help companies reach their financial and branding goals. Maxbizz is a values-driven consulting agency dedicated.

Gallery

Contact

+1-800-456-478-23

411 University St, Seattle

maxbizz@mail.com

Zor günlerden geçiyoruz. Bir taraftan yanıyoruz, bir taraftan sele kurban gidiyoruz. 

Bir diğer taraftan COVID ile tanışmamızın üzerinden 18 ay geçmesine rağmen , onca emeğe rağmen hala ilerleme kaydedemiyoruz. 

Yangın içimizi yaktı , sel yüreğimizi dağladı. 

Bu yazı ile amacım yaşadığımız felaketler hakkında analizler yapmak değil, ancak toplumsal olarak yaşadığımız bu duygusal sürecin kurumda yaşanan versiyonunu analiz etmek. 

Felaketlerin içerisinde hepimiz farklı mekanlarda, farklı ihtiyaçlar ile farklı bakış açıları ve farklı inançlar ile var idik. 

Ve gene hepimiz, kendimizce, bakış açımıza göre en iyi olan aksiyonu aldık, başkalarına zarar vermediğimiz sürece kendi düşüncelerimize, değer yargılarımıza göre aksiyonlar almanın kimseye zararı olmaz. 

Ancak, özellikle orman yangınlarında gene gördüm ki, müthiş bir şekilde birbirimizi yargıladık, kurumları yargıladık, canımız acıdıkça daha çok suçlu bulmak istedik. 

Suçluyu aramayalım demiyorum, durumu analiz ederken doğru bir şekilde muhakeme gücümüz ile aklı selim bir şekilde, analiz etmenin duygusal bir şekilde analiz etmeden daha anlamlı olacağını söylemek istiyorum. 

Aklı selim olmayan yargılamaların sosyal linç olduğunu düşünüyorum. Bu kadar negatif enerji ile yazılan yazıların, suçlamaların hiç kimseye, hiç birimize faydası olmayacağını düşünüyorum. Daha bütünleştiğimiz, daha aklı selim, daha sebeplerini sakin bir şekilde araştırdığımız ve hemen bunlar ile ilgili aksiyonlar alınması için destek olduğumuz yazılar yazmanın, tepkiler vermenin daha iyi olacağına inanıyorum. 

Sosyal medya ve toplumsal olaylar ile başladığım yazıma 

kurumlarda yaşadığımız sosyal linçler ile devam etmek istiyorum. 

Kurumlarda eminim şahit olmuşsunuzdur, dönem dönem, bir konu, bir kişi yada bir bölüm sosyal linç girişimine maruz bırakılır. Organizasyondaki çoğu kişi o tarafa doğru suçlamalar yapmaya başlar, herkesin yorumu vardır, herkesin bir şikayeti vardır, meselenin , problemin nasıl çözüleceğini konuşmak istemeyiz. Ancak suçlama, yargılama ve şikayet üzerine çokça konuşuruz.

  1. Uyumlanma İhtiyacı : Danışmanlık yaptığım bir kurumda çok net bir şekilde bu süreci yaşamıştım. Expat olarak atanan bir Finans müdürüne karşı olan sosyal linç girişimini, tüm organizasyonda adım adım nasıl yaşandığını gözlemledim. Kimi insanların bilinçli ve kimi insanlarında bilinçsiz bir şekilde o kişi ile ilgili yoğun yaptığını, ve seslerin her geçen gün daha da yükselerek olumsuza döndüğünü gördüm. Kapıdaki resepsiyonist bile (makamını küçüksediğim için değil, ortak bir çalışmaları olmadığı için ..bile kelimesini kullanıyorum) Finans Müdürü’nün çalışma tarzının …. Olduğunu söylüyordu. Dayanamadım ve sordum “kendisi ile birebir çalıştınız mı?” dediğimde “Hayır çalışmadım ama herkes öyle söylüyor Ayşe hanım” dedi. 

“Herkes öyle söylüyor” bu herkesin doğru olduğu anlamına gelmez değil mi? ama çoğunluğun söylediğinin doğru olduğuna dair bir bilinçsiz önyargımız var. Çoğunluk buna inanıyorsa demek ki bu doğrudur diyoruz ve sorgulamak istemiyoruz. 

Solomon Asch, Polonyalı bir psikologdur, 1901 yılında doğmuştur. 1953’te yayımlanan ve insanın karar verme sürecinde çevresinin etkisinin ne denli önemli olduğunu Asch deneyi ile bizlere anlatmaya çalışmıştır. 

Deneyde bir odaya bir grup insan alınır ve bunlardan birisi herşeyden habersiz birisi iken diğerleri aktördür. Görevli, bir çizim gösterir ve “ uzun mu, kısa mı” tarzında bir soru sorar ve gruptaki kişilerin yanıt vermesini ister. Herşeyden habersiz kişi doğru yanıt verir, diğerleri yanlış yanıt verir ama görevli aktörlerin yanıtını kabul eder ve doğru der. Bu durum birkaç tur devam eder ve bir süre sonra herşeyden habersiz kişi, önce aktörlerin cevap vermesini bekler ve sonra kendisi cevap verir. Uyumlanmak ister, grubun dışında kalıp dışlanmak istemez. 

Kurumlarda farklı olanı çok istemeyiz, bizimle aynı görüşlere sahip olanları desteklemeye , işe almaya, terfi ettirmeye çalışırız. Her hangi bir şekilde bizden farklı ise o kişi (okul, memleket, görüş, hayat tarzı, değerleri vb) ona karşı temkinli davranırız ve daha eleştirmeye yatkın oluruz.

Kim Haklı İhtiyacı Mevlana’nın “Doğu ile yanlışın ötesinde bir yer var, orada buluşalım” sözünü anlamadan yaşıyoruz. 

Kurumlarda danışmanlık yaparken, eğitimlerimde yada koçluk görüşmelerimde gördüğüm çok net bir şey var. Herkes kendisini ifade etmeye çalışıyor ve haklılığını onaylamamı istiyor. Ben tek bir doğru yoktur dediğim anda çok büyük tepkiler alıyorum, daha sonra neden tek bir doğru olmadığı üzerine çalışmalar yapınca herkes sakinleşiyor ve farklı bakış açılarından görmek için çaba sarf ediyorlar. 

Herkes doğru nedir’in peşinde ancak doğruyu ararken kendi doğrusundan vazgeçmek istemiyor, kendi doğrusunun en doğru olduğuna inanıyor ve insanları buna ikna etmek üzere güdümleniyor. 

Sosyal Psikolog olan Carol Tavris ve Elliot Aronson tarafından yazılan Hatalar Psikolojisi kitabının ilk bölümünde, hükümetlerin ve insanların nasıl kendi hatalarını haklı çıkarma çabaları içinde olduklarından bahseder. 

Çocuğunun okul parasını lüks bir arabaya yatıran baba, diğer ebeveynleri kaliteli araba almayıp ailelerini trafikte tehlikeye atmakla suçlar. Etrafındaki herkese ailelerini seviyorlar ise mutlaka kaliteli (lüks) , pahalı araba almaları gerektiğini anlatır durur. 

Takdir ve Görülme İhtiyacı : Diğerleri tarafından onaylanmak, takdir görmek, sevilmek, görülmek vb hareketler, kendi varlığımızı sürdürdüğümüzün bir kanıtı olsa gerek. Yani diğerleri ile bağlantı kurduğumuz sürece varlığımızı değerli hissediyoruz. 

Ancak varlığımızı sürdürmek için, birisini yüceltirken birisini yermemize gerek yok. Herkesin farklı farklı özelliklerini , yönlerini takdir edebiliriz görebiliriz. Rekabet içerisinde sadece kazanan ve kaybeden diye tek bir düzlem üzerinden tüm herşeyi anlamak, anlamlandırmak hayatı çok daraltmak olur. Bunun yerine hayatın farklı düzlemlerini, yönlerini , boyutlarını kabul etmek gerekir. 

Ötekileştirme İhtiyacı : “Ya beni / bizi savunursun yada Onu / Onları” yaklaşımı bizi geleceğ taşımayacak. Bütünleşmediğimiz sürece, birlik olmadığımız sürece taraf olduğumuz sürece bir yere gidemeyeceğiz. Sadece bizler değil, dünya üzerinde var olan hiçbir topluluk daha ileriye gidemeyecek. Birlikteliğe, birbirimizi görmeye, birbirimizi farklılıkları ile görmeye ihtiyacımız var. Birbirimizin gücüne, potansiyeline , inancına ihtiyacımız var. Ancak biz hayatı 2 kutup arasına alıyoruz, her olay, her durum, her zaman dilimi için. 

Bu hem yorucu hem de bizi hiçbir yere götürmeyen bir çıkmaz sokak. 

Ötekileştirdikçe , kutuplaşmayı destekledikçe nefreti büyütüyoruz. Kendimizi çok dar bir alana hapsediyoruz, benim bildiğim bilgiler doğru diğer herşey yanlış, kesinlikle yanlış diyoruz ve kendi varlığımızı, inancımızı, değerimizi, doğrumuzu … doğrulamanın yolunun diğerini eleştirmekten, suçlamaktan, yargılamaktan geçtiğini düşünüyoruz. 

Ancak Mevlana’nın dediği gibi “doğru ile yanlışın ötesinde bir yer var orada buluşalım” 

Şimdi, yargılama değil mantık çerçevesinde sorgulama zamanı, şimdi ötekileştirme değil birleştirme zamanı, şimdi suçlama değil acaba neden sorusunu sorma zamanı. 

Doğal afetlerimizin olmadığı, doğa ile birlikte yaşamayı öğrendiğimiz, daha birlikte olduğumuz, daha çok birbirimize saygı gösterdiğimiz, tolerans gösterdiğimiz, sevdiğimiz zamanların olması dileğimle. 

Saygılarımla 

Ayşe Topaktaş Demir

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.